Sünnet oldukça trajik ve fazlasıyla gözardı edilen bir konu bence. İnancı gereği bunu kabul edip uygulayanlar konusunda şu anda bir yorum yapmak istemiyorum. Bunu Sam'in blogundaki yazıya bırakıyorum. Benim şimdiki konum, dinle pek de arası olmayan kişilerin hiç düşünmeden, beyinlerine kan gitmesini ve akılcı düşüncenin yeşermesini dahi beklemeden çocuklarını sünnet ettirmeleri. Oysa aynı insanlar, dinin yap dediği birçok uygulamayı çağ dışı bulup reddeder. Kendini laik, demokrat olarak tanımlayan, kişisel özgürlükleri hararetle savunan insanlara sorun, neredeyse hepsinin çocukları sünnetlidir.
Oysa iradesi henüz oluşmamış ve bedenini tamamen ebeveyninin takdirine bırakmış biçare bir canlı olan insan yavrusunun ruhuna ve bedenine yapılabilecek en ciddi saldırılarından biridir sünnet.
Bu açıdan bakınca ciddi bir ikiyüzlülük görüyorum. Mesela bu insanlara örtünmenin dini bir gereklilik olduğunu söylesek ve bir toplum baskısı yaratsak, bunun kişisel özgürlük alanına müdahale olduğunu söyler ve asla kabul etmezler. Ama daha kendi bedeninin sınırlarını bile tam bilmeyen, kişisel özgürlüğün ve dinin ne demek olduğundan haberi olmayan oğlunu, hem de büyük kutlamalarda göbek atarak sünnet ettirirler. Beden bütünlüğü tam ve "mükemmel" olarak dünyaya gelmiş bir erkek bedeninin toplumun işbirliğiyle sakatlanması ve hatta bunun davul zurnayla kutlanması gayet normal gelir herkese. Orada acı çeken tek kişi zavallı çocuktur. Geri dönülemez bir müdahaleye maruz kalmaktadır. Sünnetsiz yani normal halinin nasıl olabileceğini bilmeden ölüp gidecektir.
Bu ebeveynlerden zihinsel olarak bir tık daha "ilerde" olan bir kısmı da bebeğini daha doğar doğmaz sünnet ettirir. Bebeğin acı çekmediğine dair sağdan soldan duyduğu bir bilgiye kendini inandırmıştır. Bitkilerin bile acı çekip çekmediği konusunda araştırmalar yapılırken, anneleri tarafından duygusal olarak yalnız bırakılan/kötü davranılan bebeklerin hayatları boyunca taşıyacakları travmalar yaşadığı artık kabul edilirken, çocuk daha dile gelmeden, acısını ifade edemeyen bir canlı iken, beden bütünlüğüne müdahale ettiren ebeveynler aslında bunu kendi vicdanlarını rahatlatmak ve suçluluk duygularından kurtulmak için yapar. Acısı azaltılan ebeveyndir. Kendi travmasını hafifletmiş, bebeğinin bedenine yaptığı saldırının yarattığı huzursuzluğa daha az maruz kalmış olur. Doğru bir iş yaptığını düşünerek hızlıca hayatına devam eder. Sonuçta oğlunun ilerde yaşayacağı cinsel/duygusal sorunlarla nasılsa kendisi uğraşmayacaktır. Toplumdaki yerini sağlamlaştırmış, vicdanen rahat, yapılması gerekeni hem de "çocuğa acı çektirmeden" yapmış, sorumluluk sahibi bir ebeveyndir o. Sorulduğu zaman, ilerde çocuk toplumsal olarak sıkıntı çekmesin diye yaptırdım der.
Eğer sen bir yetişkin olarak sürünün peşine takılmayan, doğrularını topluma karşı savunabilen güçlü bir rol model oluşturabilseydin, çocuk da senin açtığın yolda ilerlerdi.
Kabul et; kendi güçsüzlüğünü, "aa daha sünnet yaptırmadınız mı?" diyenlere kem küm edeceğini bildiğin için alelacele "kestirdin", "canından çok sevdiğin" bebeğinin penisini. Sonra da her "iyi" ebeveyn gibi kandırdın kendini; "Her şey onun iyiliği için!"
https://www.samwoolfe.com/2018/03/religious-freedom-does-not-justify-male-circumcision.html
Din Özgürlüğü Erkek Sünnetini Meşrulaştırmaz
İzlanda hükümeti, tıbbi olmayan durumlarda yapılan erkek sünnetini yasaklayan bir kanun öne sürdü ve bu durum sünneti geleneksel olarak uygulayan Yahudi ve Müslüman topluluklarında anlaşılabilir bir muhalefet ve öfkeye yol açtı. Erkekler Şikayet Ediyor (Men Do Complain) gibi erkek sünneti karşıtı gruplar da, Birleşik Krallık (BK) da "törensel" erkek sünnetinin yasaklanması için çağrıda bulunuyorlar. İngiliz Tıp Derneği (BMA) tıbbi olmayan uygulamalara ilişkin düzenlemeleri gözden geçiriyor. Sünnet karşıtı gruplar, BMA'nın bu konuda etik bir duruş sergilemesini istiyor ancak henüz bu gerçekleşmiş değil.
Yakın bir zamanda BK'da erkek sünnetinin yasaklanması ihtimal dahilinde görünmüyor. BK'da Yahudi ve Müslüman nüfus yoğunluğu İzlanda'dakinden çok farklı. Her ne kadar sünnet yasağı talebi çok gerçekçi olmasa da, erkeklerde tıbbi olmayan sünnete kuvvetli bir şekilde karşı çıkmaya devam etmeliyiz. Bu konuda taraf olanların endişeleri ve çıkarları dikkate alındığında - dini gruplara karşı çocuk- açıkça görülüyor ki, dini özgürlük asla bir çocuğun haklarından daha ağırlıklı değildir ve olmamalıdır.
Dini gelenekler, her ne kadar kutsal, yıllanmış ve topluma hakim olursa olsun, asla bir çocuğun sakatlanmasını meşrulaştırmaz. Gerçekleri görelim, burada söz konusu olan şey, bir çocuğun sakatlanması.
Neden Erkek Sünnetine Karşı Çıkmalıyız
İzlanda'daki kanun, tıbbi olmayan sünnetin çocuk haklarının ihlali olduğunu ifade ediyor. Dini özgürlük hakkının değerini ve haklılığını kabul etmekle birlikte, böyle bir hakkın asla çocuğun haklarının önüne geçemeyeceğini söylüyor. Benzer şekilde, Ulusal Seküler Birlik de dini özgürlüğün "başkalarının hakları ile çatıştığı bazı durumlarda kısıtlanabileceğini" söylüyor. Dini özgürlük, bir dini zorlama olmaksızın uygulayabilme hakkı anlamına gelmeli. Törensel erkek sünneti ise bu tanımın dışında kalıyor.
Erkek sünnetine, aslında gerçekte ne olduğunu bilerek yani bir üreme organı sakatlama operasyonu olarak baktığımızda, toplum olarak bunu gözardı ediyor olmamızın ne kadar tiksindirici olduğunu görürüz. İzlanda'da bu kanunu öneren orta-sağ İlerlemeci Parti'den Silja Dögg Gunnarsdóttir, bu kanunu sunarken, "Eğer kız çocuklarının sünnetini yasaklıyorsak, erkek çocuklarının sünnetini de yasaklamalıyız." demiştir. Ancak klitorisin tamamen çıkarılmasını da içerebilen Kadının Üreme Organı Sakatlanması(KÜOS) Erkeğin Üreme Organı Sakatlanmasından (EÜOS) oldukça farklıdır. EÜOS'dan çok daha zararlı ve sakat bırakıcı olan KÜOS, aynı zamanda kadınları kontrol etme amacı ile de kullanılmaktadır. Bununla birlikte bu farklılık sadece KÜOS'nın korkunç olduğu anlamına gelmez. Tüm çocukların beden bütünlüklerini koruma ve sakatlanmama hakkı olmalıdır. Her iki uygulama da ahlak dışıdır.
EÜOS da her açıdan zarar verici bir uygulamadır. Cinsel hassasiyete zarar verebilir, travma sonrası stres bozukluğuna (TSSB) ve diğer psikolojik sorunlara yol açabilir, çocuğun hayatını tehlikeye atabilir ve bu durum bazen ölümle bile sonuçlanabilir. Sünnet derisinin kesilip çıkarılması, çocukken de dahil olmak üzere inanılmaz derecede acı vericidir. Çocuğun bu işlemi ileriki yaşlarında hatırlamıyor olması, o dönemde maruz kaldığı acıyı affettirmez. (Unutmayalım ki işlem sırasında anestezi uygulanmamaktadır.)
Sünnetin dinsel geleneklerdeki önemi de dahil olmak üzere, çocuğa verdiği zararı haklı çıkaran hiçbir yararı yoktur, Dini gruplar kimi zaman sünneti, sağlık yararları olduğunu, örneğin HIV kapma ihtimalini düşürdüğünü öne sürerek haklı göstermeye çalışırlar. Fakat bu aslında gerçek gündemlerini yani sünneti aslında sadece eski dinsel metinlerde yazıldığı için savunduklarını gizlemek için kullandıkları bir yöntemdir. Uzmanlar, erkek sünneti ve HIV arasında herhangi bir olmadığının altını çizmektedirler.
Değişimi Desteklemek
İngiliz halkının çoğu tıbbi olmayan sünnetin yasaklanmasını destekliyor. Ancak yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü bu yasağın uygulanması mümkün görünmüyor. Bu durumda yapmamız gereken değişimi desteklemek. Ebeveynler, erkek sünneti konusundaki gerçekleri kendileri inceleyerek doğru davranışın ne olduğu konusunda kendi kararlarını vermeliler. İnancınıza olan bağlılığınızı, başkalarına zarar verecek bir uygulamayı terk ederek tehlikeye atmış olmazsınız.
Değişimi yüreklendirme bağlamında bu konu, hayvanların eti için yetiştirilmesi konusu gibi değerlendirilebilir. Et tüketiminin yasaklanması, doğal olarak hayvanların yararına bir hareket olacaktır ancak şu anda bu pek de mümkün görünmemektedir. Et, insanların hayatının önemli bir parçası durumundadır ve böyle bir yasak kuvvetli bir muhalefetle karşılaşacaktır. Bu nedenle çoğu hayvan hakları aktivisti, hayvan eti ürünlerinin yasaklanması için değil, tüketici davranışının değiştirilmesi için talepte bulunur. Biz de benzer şekilde, değişimi sağlamak için ebeveynlerle ve dini gruplarla sünnetin zararları konusunda açık ve akılcı bir diyalog içinde olmalıyız.
Dini gelenekleri, salt gelenek oldukları için ve çoğu kişi tarafından uygulandıkları için çocuk haklarının önüne koymanın hiçbir ahlaki yanı yoktur. Hiçbir çocuk sünnet edilmek istemez. Ve hiçbir bebek üreme organının sakatlanma onay vermez. Bu uygulamanın sürüyor olmasının tek nedeni erkek çocukların seslerinin çıkmıyor olmaması ve kırılgan olmalarıdır. İşte bu basit gerçek, bu uygulamanın vahşice ve kötücül doğasını ortaya koymaktadır.
Masum çocukları korumak adına dindeki reformu desteklemeliyiz. Dini özgürlük her liberal toplum için son derece yaşamsaldır. Fakat bu hiçbir zaman bir çocuğun çıkarlarından, güvenliğinden ve haklarından daha önemli olmamalıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder